Ayağımız çimleri aradı hep, gözümüz ufukta devasa dağları

Köy Mecburiyetleri ve Göç

Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.Halil Cibran

2000’li yılların başlarından itibaren insanların ekonomik, sosyal, kültürel gibi bir çok sebeple ‘köyden kente’ göç serüvenini Halil Cibran böyle özetliyor. Maalesef ki bunu en acı şekilde tecrübe etmiş kişilerden biri de karşınızda duruyor ve nacizane tecrübelerini yazmaya çalışıyor. Kendisi Sinop’un ücra köşelerinde küçük bir köyde doğmuş, ilkokulunu okumuştur. Klasik ‘köy mecburiyetleri’ sebebiyle ortaokulu okumak için ayrıldığı köyüne üç beş yılda bir bayramlar haricinde bir daha hiç dönmedi. Ki son yıllarda iş ve hayat koşturması adı altında bayramlara da gidemez oldu. Geçim derdi tüm köy ahalisini etkilemiş, para kazanıp ailesini geçindirmek, çoluk çocuğunu okutmak isteyen için para kazanmak adına bu göç mecburiyet olmuştu artık. Ve nihayetinde de köyde bacası tüten ev sayısı bir elin parmağını geçmeyene kadar düşmüştü. Önceleri çocukların oturduğu okul sıraları artık tozlanmış, tenefüs aralarında saklambaç ve futbol oynayanların bahçede çıkardığı tozların ise yerini artık yabani otlar almıştı. Köyün okulu, camisi, bahçeleri ve yolları artık hüzün ve yalnızlık kokuyordu. Adeta hayalet şehir olmuştu. Köyün yaylasında yeşille dost olan ‘örf ve adetler’ şehirlerdeki duvarlar arasında sıkışıp kalmış, nefes alamaz ve birer birer unutulup yitip gitmişti. Minderin üzerinde oturanların arasında semaverden çıkan dumanın kokusu eşliğinde yapılan sohbetlerin yerini, koltukların üzerinde televizyona ve telefona bakan, sadece nefes aldığı için canlı denilen hayaletler aldı. Birbirini tanıyan tüm köy ahalisinin yerini kapı komşusunu dahi tanımayan apartman sakinleri aldı. Hiç sevemedik modern medeniyetlerin asfalt dökülü yollarını, ekolojiden eden rezidanslarını. Ayağımız çimleri aradı hep, gözümüz ufukta devasa dağları. Geçmişe özlem genelde bir kişi ya da kişilere duyulan özlem olarak algılansa da, geçmişe ait duyulan özlem bir kişi değil de bir yere aitse, bu özlemi daha az önemli görmek doğru olmaz.

Gerçek deneyimlerden sanal dünyaya geçişimiz yazık ki çok hızlı oldu. ” Biyo” severlikten ‘video’ severliğe,”akran”ları sevmekten ” ekran”ları sevmeye geçtik.Doğaya Dönüş, Serdar Kılıç

Köye Kaçış Trendi

Bundan yirmi yıl önce kente göçün ‘trend’ olduğu dönemde birisi çıkıp günün birinde köye dönüşün ‘trend’ olacağını, henüz otuz yaşına dahi gelmemiş insanların bir köy evi sahibi olup toprakla uğraşma hayali kuracağını söyleseydi, muhtemelen kimse inanmaz şakayı bırakması söylerdik. Ama olmaz dediğimiz pek çok şey gibi bu da oldu. Teknolojinin hayatlarımıza gereğinden bir hayli fazla dahil olmasından mıdır yoksa şehir hayatını giderek daha çekilmez hale getiren kalabalık, gürültü, trafik ve hayat şartlarından mıdır bilinmez, köye dönüş bugünlerde hemen herkesin ortak hayali. Belki de bunu ‘köye kaçış’ olarak ifade etmek daha doğru olur. Çünkü aslında köye yerleşmek isteyenler pek az bir kısmını köy kökenli insanlar oluşturuyor. Köy mecburiyetleri sonucu kente göç etmiş insanlar, köyün samimiyetine rağmen hayatın zorluğunu yaşamış ve hayalperestlikten uzak  insanlardır. Sonuç olarak çalışan genç nüfus içinde giderek yaygınlaşan ve artık belli düzeyde bir gerçekliğe dönüşmeye başlayan bir trend bu.

Köy yaşayan, çalışan bir mahluktur ve bu koku onun ter kokusudur.Sabahattin Ali

Konuya dönecek olursak, eskiye ve doğaya dönüş içinde hep vardı. Özüne dönmek esasında. Bilmiyordu ya da kafasındaki bariyerler o denli büyüktü ki, imkansız olduğunu inandırmıştı bir şekilde kendine. Ve tabiki de iş ve hayat koşuşturması. Ancak bir arkadaş grubu oturmasında konuşulanlar bir nebzede olsa farkettirmişti ona ne istediğini. Yukarıdaki gibi ‘köye kaçış’ trendi gerçeklikten uzak olan bir popüleriteydi. O oturmada konuşalan konu ise çadır kampı idi. O güne kadar hiç farkına varamadığı eksikliğini hissetmişti. Belli baştı olmazsa olmaz malzemeler, dikkat edilecekler, gidilebilecek yerler vs sohbet bir hayli cesaret vericiydi.

Çadır Kampı Nedir?

Yerleşik hayatla dertleri olmayan insanların, özlemini çektiğ, fıtratı gereği ihtiyaç duyduğu ağaca, ormana, doğaya yakın olma ve onunla başbaşa kalması eylemidir. Barınma, yiyecek ve birtakım hayatta kalma malzemeleriyle çıkılan yolculuktan sonra seçilen kamp alanına ulaşılır. Kalabalıktan, stresten, koşuşturmadan uzakta doğayla baş başa geçirilen genelde 1-2 geceden sonra eski yerleşik hayatına dönme serüvenidir. Bu serüven kimileri için tekrar ne zaman bunu yapacağını düşünerek biterken, kimileri içinde acemilik, yanlış tercihler ve şanssızlık gibi nedenlerden ötürü bir daha tekrarı olmayacak kötü bir anı olarak noktalanmaktadır.

Senede bir kez bile olsa içinizdeki doğayı beslemek için bir kampa gidin. Koşulsuzca, sorgusuzca ve koşarak gidin lütfen!Doğaya Dönüş, Serdar Kılıç

Eşim ile beraber hayatımızda büyük yer edinmeyi başaran kamp serüveninde birkaç deneyimimiz oldu. ‘Kamp Günlükleri‘ olarak adlandırmayı planladığım bir seri yazı dizisinde kamp deneyimlermizi paylaşmayı ve merak edenler için önerilerde bulunmaya çalışacağım. ‘Kamp Günlükleri‘ serisinin sonraki yazısında ilk kamp deneyimimizi anlatmaya çalışacağım.

1 Ping

  1. Pingback: İlk Kamp: Ankara Çamkoru Kampı - Tek Tırnak

12 Yorum

  1. evindoktoruSempatik Çılgın Cevap

    İnsanlar da diğer canlılar gibi barınma ve bir arada yaşama ihtiyacı hisseder. Bu fıtrat gereğidir. Köyden kente göçmenin temel nedeni 1980’den sonra hız kazanan küreselleşme hareketi ve kapitalist düzendir. İnsanlar ”ekmek parası” için kente göçerler. Köye dönüş ise bu noktadan sonra tercihi bir konumda kalmıştır. Bir tarafta zorunluluk diğer tarafta tercih söz konusudur. Tüm bunların ortak çözümü ise köyde ekmeğini kazanabilecek bir ekonomik düzen inşa etmek ya da kentlerimizi yaşanabilir kılmak. Kentten kaçıp doğa kampı yapmak güzeldir ama asıl olması gereken doğayı kentlerimize taşıyabilmek, bu vizyonu sırtlanabilmektir.

    Doğa kampları serisinin diğer yazısını merakla bekliyoruz. Sevgiler.

  2. AvatarAyşenur Cevap

    Diğer yazılarını beğendiğim gibi bu yazını da çok beğendim ve çok duygulandım güzel eşim … Kamp günlerimiz inşallah daha da çok olsun ve artı bir kişi ile … Seninle sohbet etmek güzel olduğu gibi üşüyüpte yaktığımız ateşin başında sessiz kaldığımız anların özlemini yaşıyorum … Bu cesaret ikimizin iyi ki varsın …

  3. AvatarOkuyanKadın Cevap

    Öze dönüş serüvenini bir solukta okunacak şekilde yazmışsınız kaleminize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.