Başarının 5 Basamağı

Bir gün oturup düşündüm kendi şehrimde saatlerce ben kimim diye? Ne yapabilirim ne yapmalıyım diye. Nereden başlamalıyım, başlamaya layık mıyım? Bir çok düşünce fırtınaları içerisinde sokakta kalmanın endişesiyle sert rüzgarlı havaya rağmen o düşünce evinin kapı kulbunu kendime doğru çekip içeriye atabildim kendimi. Karşıma tam beş ayrı basamak çıktı. Her basamakta farklı şeyler yazılıydı. Ama birine geçmeden diğerleri okunmayacak bir aralıkta diziliydi bu basamaklar. İlk basamakta bir soru yer alıyordu:

Yolculuğun Nereye?

Bu soruyu okuyunca farkına vardım *yolcu* olduğumun. Demek ki ben burada kalmak için yaratılmamıştım. Gelmiştim ve gidecektim. Bir hedefim olmalıydı. Düşündüm taşındım. Evet, dedim. Benim yolculuğum oraya olacak. Hedefimi fısıldadım kendime ve o basamağa bastım. İkinci basamaktaki soru da belirginleşti artık. Şöyleydi:

Bunu Niçin İstiyorsun?

Ne acı ki hedefimi seçmede acele etmiş olmalıyım ki gideceğim yere neden gitmek istediğimle açıkçası daha yüzleşmemiştim. Yine düşündüm biraz sebepler sıraladım kendime. O sebeplerin ne kadar gerçekçi olduğunu düşündüm. Tamam dedim benim bir hedefim varsa bir de amacım var. O halde devam edebilirdim. Etmem gerekiyordu ve adımımı atıp diğer basamağa koydum ayaklarımı. Bu soru gerçekten beni etkilemişti. Basamakta şöyle yazıyordu:

Sen Bunu Gerçekten Yapabilir Misin?

Evet çok da doğru söylüyordu. Bir hedefim vardı gitmek istediğim bir güzergâh vardı oraya gitmek için çeşitli nedenlerim de vardı. Peki benim oraya gidecek gücüm, kudretim var mıydı? Bunu yapacak kabiliyete sahip miydim? Bu basamakta bana yardım edecek bir araç vardı, sağ yanımda asılı duran bir aynaydı o. Bir şeyler demek istiyordu eğer bu basamağa geldiysen bana bakmadan geçme der gibi. Baktım aynaya kendime baktım. Gerçekten bunu yapmaya hazır mıydım, diye muhasebe ettim. Hedefimin, gayemin mukaddesatını düşündüm. Artık karar vermiştim “Neden Yapamayım Ki? diyerek sağlam ve kararlı bir hamleyle dördüncü basamağa geçtim. Sorudan önce basamağın hemen köşesindeki obje dikkatimi çekti o hareketsiz bir kum saatiydi. Elime aldım ve soruyu okumaya öyle başladım:

Zamanını Verimli Kullanacak Mısın?

Kum saati bana bir yarışın içinde olduğumu haber verdi aslında. Bu yol tembellik kabul etmeyecekti. Planlı programlı olmak, disiplinli, iradeli olmak gerekiyordu. Zaman belki bir çok insanın hebâ ettiği nimetlerden biriydi. Hedefim sağlam, gayem sağlamdı. İnancıma ve bunu yapabileceğime de güvenim tamdı. Ama bu kademe benden irade sahibi olmamı bekliyordu. Zamanımı iyi kullanacak ona sahip çıkacak iradem olması gerekiyordu. Bu uykudan, gereksiz hazlardan, boş işlerden -malayani- vazgeçme basamağıydı. Çok zor olmuştu onları terk etmem ama ben yolcuydum bir davam vardı fedakarlık en çok bana yakışırdı. Beni bekleyen bir gelecek vardı, beni bekleyen yarınlar vardı, kendimin ve başkalarının kurtulmasına vesile olacağım hayırlı isteklerim vardı. Beni dünyanın bir köşesinde bekleyen küçük bir çocuk vardı belki de. Ben yapamam diyemedim. Ben ileride çocuklarıma ben yapamadım, ben okuyamadım siz yapın siz okuyun diyecek yarı buruk insanlardan olmak istemiyordum çünkü. Elimdeki kum saatiyle beraber son basamağa adımımı attım. Farkettim ki kum saatimdeki kumlar yavaş yavaş hareket geçmeye başladı. Sanki geri sayım çağrısıydı bu. Arkama baktım bu basamakları geçmiştim. O halde bir sonuca varmış olmalıydım. Vakit başlamıştı. Son basamağın üstünde büyük harflerle şu yazılıydı:

MÜCADELE ET

Mücadele etmeye hazır mısın sorusuydu bu. Sonunu düşünen kahraman olamazdı. Adımımı attım mücadele edecektim. Çünkü biliyordum ki Sefer bizden Zafer Allah’tandır…

Paylaşmak

2 Yorum

  1. AvatarA.Baki Cevap

    Uzun süredir 4. basamaktaydım ve programımı bir türlü yapamıyordum. Yarım kalan kitabım, Yarım kalan iş planlarımı bırakıp nerelerde zamanımı geçirdiğime bakıp, saplandığım bataklıktan kurtulup devam etmeye odaklanmam da çok faydalı bir yazı oldu. Şimdi daha iyiyim.

    Teşekkürler yazı için.

    A.Baki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.