ÇELİK

 

12 Mayıs 1966 yılında İstanbul’da doğan 1985’te İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Temel Bilimler Bölümü’ne kayıt olan ve daha sonraki yıllarda İzel- Çelik Ercan üçlüsü olarak tanınıp Türk müzik piyasasında kendinden bahsettiren çoğumuzun bildiği ateşteyim ateşte ateşte, aklım gitti bir kıza işte sözlerine sahip şarkının sahibi Çelik’in bu konuyla bir ilgisi yoktur.

Günlük yaşantımızda sürekli gördüğümüz, bildiğimiz, dokunduğumuz, aldığımız sattığımız, oturduğumuz asla onsuz yapamayacağımız malzeme olan çelik. Herkesin bildiği ama bir o kadar kişinin de bilmediği tüm dünyanın üzerine kurulduğu metal malzeme olan çelik. Yazının bu noktasında itibaren sayacağım metalleri ve günlük yaşamımızda yer alış şekillerini gözden geçirin. Takı ve aksesuar olarak kullandığımız, devletlerin parasal varlığının reel karşılığı olan altın; parlak, beyaza yakın gri, pastane ve marketlerde içine tatlı konan buruşuk kap, fırın yemeklerinde lezzetli pişme sağlayan ve saklama amaçlı kullanılan, merdiven, balkon gibi bina dekorasyonlarında kullanılan alüminyum, nazardan korusun diye eritip suya döktüğümüz, kontağı çevirip arabayı çalıştıran akülerde bulunan kurşun, elektronik tel, kablo, dövme işleme yoluyla el işçiliğinin kusursuz ürünleri olan büyük kazan, bakraç, tepsi, sini, kapı basması, kapı anahtarı olarak kullanılan bakır, kırılmış veya tamamen kaybedilmiş eklem ve kemik dokusunu birbirine tutturmak için kullanılan platin, sokakta nadiren de olsa sesini halen duyabileceğiniz evdeki rengi solmuş metal eşyalarını parlatmak için kullanılan kalay. Günlük yaşamımızda doğrudan ilişkide olduğumuz metallerin büyük çoğunluğu bu gurup metallerden oluşmaktadır. Tüm bu metaller hem günlük yaşamda hem de bilimsel olarak aynı isimle anılmaktadır. Şimdi ise az önceki listede sayılmayan ama onlardan daha fazla kullandığınız metalleri düşünün. Demlik, çatal, bıçak, buz dolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi, her gün bindiğimiz araçlar, üzerinden geçtiğimiz asma köprüler, yol kenarlarındaki yol ile birlikte sonsuza kadar giden bariyerler, tamamı camdan yapılmış yüksek katlı gökdelen ve plazalar, evli erkeklerin alet çantasındaki tüm elemanlar, tamircinin duvarında asılı olan aletler, cennet vatanın korunmasında kullanılan aynı zamanda düğün magandalığında da vazgeçilmez olan silahlar ve akla gelmeyen her malzeme çelikten yapılmaktadır.

Gördüğümüzde çelik olduğunu bildiğimiz ama çeliğin ne olduğunu bilmediğimiz bir medeniyetin mensubuyuz. Doğada olan her elementin bir adı ve periyodik tabloda ona ait bilgiler bulunmaktadır. Hatta doğada bulunmayan insanların kendi yarattığı elementler de bu tabloda yer alırken nasıl oluyor da çelik diye bir şeyden bilimsel olarak bahsedilmiyor. Nereden geldi bu çelik. Uzaydan bir göktaşı olarak mı düştü, uzaylılar mı getirdi, nedir bu yahu bu çelik kim buldu, kim yaptı, Kim l*n bu Erol EGEMEN…

Çelik dünyası bir taraftan çok basit gelirken çeliğin dünya tarihindeki sürecini ve tarihe etkisini keşfedecek olursak belki artık yün yastıkta yatmayı değil paslanmaz çelik bir yastığı daha sıcak bulabilirsiniz. Önce çeliğin tarihe ve medeniyetlere etkisini anlatmak sizi bu fantastik dünyaya yavaşça çekmek istiyorum.

Sözel bilimcilerin aksine sayısal bilimciler dünya medeniyetlerinin, çağların, savaşların, tarihe yön veren imparatorlukların bunu sahip oldukları malzeme bilgisi ve malzeme kalitesine bağlarız. Burada yine tartışma programlarında ele alınan konulardan biri olan “Coğrafya kader midir?” sorusuna bu bağlamda cevap vermek istiyorum. “Evet coğrafya kaderdir.” Bir medeniyetin Yükselmesini, zenginleşmesini, diğer devletlerden daha güçlü olmasını sağlayan tek şey bulundukları coğrafyada sahip oldukları yeraltı zenginlikleridir. Sadece savaş stratejisi, askeri üstünlük veya ticaret ile medeniyetler kurulması mümkün değildir. İmparatorluklar tarihinde seramik ve metal bilgisi ve hammadde kalitesi açısından hangi medeniyet diğerinden üstünse o medeniyet daha güçlü olmaktadır.

Efes, Türkiye, Selçuk, Stone, Roma, Eski, Seyahat

Basitçe tarihe göz atacak olursak, halen ülkemizde de eserlerini gördüğümüz Bizans imparatorluğunu güçlü ve harika bir medeniyet haline getiren güç sahip oldukları seramik malzemedir. Harikulade mimari eserler ortaya koymak, büyük, sağlam, yüksek binalar inşa etmek Bizans’ı gözde bir uğrak ve ticaret alanı haline getirmekle kalmayıp bir de diğer medeniyetlere bu hammaddeyi satarak görkemli bir medeniyet inşa ettiler.

Seramik hammaddenin etkisinden daha güçlü etkiye sahip olan diğer malzeme ise yine çeliktir. Ülkemizde Sivas bıçağı, Sürmene bıçağı gibi bıçak ustalığının yanında bir de İsveç Çakısı diye bir şeyden bahsediyorsak, ya da İsveç gibi dünyadaki güçlü devletler arasında olmamasına rağmen Volvo marka arabanın burada üretilmesi ya da İsveç’in zenginliğinin tek nedeni çeliktir.

steel casting ile ilgili görsel sonucu

İzlediğimiz filmlerde veya bilgisayar oyunlarında uzak doğu medeniyetine ait olan ve Çin ile özdeşleşen samuray kılıcının kerameti, samurayların güçlü savaşçılar olarak anlatılmasının tek nedeni kılıçta kullanılan çeliktir. Aslında samuraylar çok iyi kılıç kullanan, savaş hünerleri olan insanlar değildir. Sadece çelik ustaları diğer medeniyetlerden daha sağlam kılıç üretmeyi başarmıştır. Savaş alanlarında anlatıldığının aksine bileği güçlü olan değil kılıcı güçlü olan taraf savaşı kazanırdı. Hatta Çin’de kılıç ustalarının büyücü oldukları, kılıçların ise büyülü kılıçlar olduğuna inanılmakta olduğuna dair kitaplarda bahsedilir.

Çeliğin medeniyetler tarihinde boy gösterdiği ve hepimizin de bildiği bir diğer olay da İstanbul’un Fethi’dir. Sultan II. Mehmet’in fetihte kullandığı ve dökümcü Urban usta tarafından yapılan Şahi topları. Savaşın seyrini büyük ölçüde değiştiren ve yıllardır kuşatma altında olmasına rağmen ele geçirilemeyen şehir bu topların duvarlarda büyük hasar vermesine ve tamirini zorlaştırmasına bağlı olarak zaferi getirmiştir. Dökülen toplardaki keramet neydi, ya da daha önceden neden yapılamadı. Tarih anlatıcılar tarafında değil de bir de bilim insanlarından dinleyelim bu kısmı. Duvarların kalınlığı ve dayanıklılığı daha önce fırlatılan gülleler tarafından aşılamayacak güçte olduğu için duvardaki hasar az ve hızlı tamir edilebilir bir boyutta olmaktadır. Aynı zamanda bu gülleler filmlerde gördüğümüz gibi seri atış imkanına sahip değildi. Bugünün teknolojisinde bile birçoğumuz bilir ki tabanca sınıfı silahlarda bile seri atışlar sonrası namlu şişmesi gibi sorunlar görülür. 15. Yüzyıl ve dönemin teknolojisi düşünüldüğünde büyük çaplı bir barutlu silahta seri atış imkansızdır. Her atıştan sonra topların soğuması için beklenme zorunluluğu vardır. Isınan bir metalin dayanımı düşmektedir. Dayanımın düşmesi demek bu topu tekrar ateşlerseniz güllenin fırlatılması için gereken patlama enerjisi topu çatlatır hatta tamamen çalışmaz hale getirir.

Top, Sahil, Deniz, Tarihi, Kıyı, Silah, Beach, Savunma

Fetih1453 filmindeki sahneyi hatırlayınız. Surları yaran top atışını yapmadan önce topun çok ısındığı söylenir buna rağmen atış yapılır ve top patlarken oradakiler patlamada ölür. Urban ustanın yaptığı hüner iki aşamalıdır. Birinci aşamada daha büyük gülleyi ateşleyecek dayanıma sahip topu dökmek yani o dayanıma sahip çelik malzemeyi geliştirmiş olmak. Bir diğer hüner ise bu çapta bir topun ateşlenmesi sonrasında ısınan topun hızlı soğuyabilmesini sağlamak. Teknik olarak bu iki özellik yüksek mukavemet, sıcakta mukavemet ve yüksek termal iletim katsayısı olarak bilinir. Yine görüyoruz ki çelik bir çağ açıp bir çağ kapatmıştır. Aynı zamanda dünyayı bugünkü haline getiren ve doğu medeniyetlerini geride bırakıp Avrupa medeniyetlerini öne geçiren de çeliktir. Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesi çeliğin seri üretiminin yapılabilir hale gelmesidir. Tüm tarih bilgisi ve yaşantımızdaki rollerine baktığımızda Çinli çelik ustalarının büyücü olarak anılması hiç şaşılacak bir durum gibi gelmiyor.

Peki çelik günümüz tarihinden birkaç yüzyıl öncesine mi dayanıyor? Sanayi Devrimi, İstanbul’un fethi bunlar çeliğin tarihine bakıldığında dünkü olaylardır sadece. Çok daha gerilere gidelim. Hatta en geriye gidelim. İlköğretimde benim sınıfımda tarih şeridi vardı. Çağların başlangıcı, tarihteki önemli olaylar ve yılları yazardı. İlgimi en çok çok çeken kısım Karanlık Çağ olarak belirtilen kısım, yani medeniyetin başlamadığı dönem. Karanlık Çağ inanların evrim geçirdiği kısım olduğu için mi böyle anılıyor, ya da o yıldan hiçbir bilgi yok mu, ya da o dönemde elektrik mi yok. Neden karanlık bu yıllar. Sonraki çağların ismi ise bakır demir ve tunç. Aman Allah’ım bunlar metal isimleri. Peki insanlar metali bulunca mı medeniyet başladı. Bu isimlendirme neden. Hepimiz biliyoruz ki o yıllardan bugüne kalıp da dönem hakkında bilgi veren eşyalar ile tarih yorumu yapıyoruz.  O yıllardan bugüne gelebilecek tek malzeme ise metaller olduğu için sadece onları görüyoruz.

Metal malzemelerin keşfinden önce insanların kullanabildiği malzemeler bitkilerden hayvanlardan ve kayaçlardan (taş) yaptıkları eşyalar. Sivri parçalar kesici delici alet olarak, yassı oyuk olanlar kâse olarak kullanılmaya elverişliydi ve insanlar zamanla bu taşların hangisinin sert olduğunu hangisinin işlenip şekil verilebilir olduğunu deneyimleyerek öğrendiler, özellik ve renklerine göre sınıflandırdılar ve malzeme bilimi ortaya çıktı.

renkli kayaçlar ile ilgili görsel sonucu

Basit bir kayaç sınıflandırma sistemi vardı; yumuşak kayalar, sert kayalar, beyaz kayalar, kızıl kayalar, ağlayan kayalar ve kayalar…  Bir diğer bilimsel bilgi ise aslında tün kayaçlar, seramik malzemeler metal malzemelerin bileşikleridir, yani metal esaslıdır. Günümüzde bu kayaçlar içerisinde metal elementi ayrıştırılarak metal saf hale getirilip kullanılır. Tarih öncesi çağlardaki atalarımız şanslıydı ki o zamanlar bazı metaller saf hallerinde doğada mevcut halde, kullanıma hazır durumdaydı. Metalin doğada saf halde bulunan bu formuna nabit adı verilir. Keşfettikleri metallere göre bu çağ isimleri sonradan verilmiştir. Ama çelik bu hikâyenin neresinde?

Çelik teknik olarak demir metaline çok düşük oranda karbon elementinin ilave edilmesiyle elde edilir.  İnsanlar çeliğin nasıl olduğunu bilmeden demiri şekillendirmek için ateşle ısıtmak zorundaydı. Bu sırada odun, kömür içerindeki karbon atomları demirin içerisine girer ve çok daha dayanıklı hale gelirdi. İnsanlar çeliği ısıttıklarında dayanıklı olduğunu, suya daldırıp soğuttuklarında ise çok daha dayanıklı olduğunu aslında bilmeden yüzyıllar boyunca bilmeden uyguladı. Günümüzde de çeliği bilmeden kullandığımız bilgisini tekrar hatırlatmakta fayda var.

Çelik yapmak için demir metaline katılması gereken karbon miktarı %2’den daha fazla değildir. Hatta çoğu çelikte karbon miktarı %0,4 (binde 4), çelik saçlarda ise %0,02 (on binde 2) seviyelerine kadar inebilmektedir. Demir metalinin hammadde olarak kullanıldığı sektörün adı demir-çelik sektörü olarak anılır. Peki on binde ikiye kadar karbon katınca çelik oluyorsa demir bundan daha az olan mı ya da hiç karbon olmayan malzemeler için mi demir deniyor. Üzülerek söylemeliyim ki bütün Demir malzemelerin içinde karbon var yani demir diye bir şey yok. Dünyadaki tüm demiri atalarımızı kullandı ve kaynaklar bitti. Onlar bunu varlıklarını sürdürmek ve biz evlatları için bir dünya yaratmak için kullandı. Onlara kızmayınız. İnsan nesli hayatta kalmak için sadece çeliğe sahipti ve tek gücümüz olan çeliği hayatta kalmak için kullandık. Şimdi sadece kanımızda dolaşan biraz demir kaldı bizlere atalarımızdan. Gençliğe Hitabe ’de yer alan muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur, cümlesinde var olan kudret atalarımızdan bize kalan demir olsa gerek.

Kırmızı Kan Hücreleri, Mikrobiyoloji

(Burada bahsettiğim şey kanımızda besinlerin hücrelere taşınmasını sağlayan demir esaslı bileşik olan hemoglobindir. Anlattığım olay ironik olsa da insanlar yaşamak için hemoglobine yani demire ihtiyaç duyarlar, Kan tahlillerinde hemoglobin değeri belirtilir. Aynı zamanda demir eksikliği diye tıpta bir durum da söz konusudur. Son olarak ise hemoglobin demir pasıdır. Kabuğu soyulmuş meyvelerde de hemen ortaya çıkan kırmızı-kahverengi yapı da demir pasıdır.)

Demir diye bir malzeme olmamasına karşın dökme demir adıyla üretilen ve kullanılan bir malzeme grubu bulunmaktadır. Bu malzemede ise %2-6 aralığında karbon, demir metaline katılarak elde edilir. Yani tüm demirler çeliktir. Fantastik bir dünyaya sahip olan çelik ile ilgili kompozisyonumu size anlattığım bilginin ne kadar değerli olduğunu anlatarak bitirmek işitiyorum. Esasında bu bilgilerle bir şeye yapamazsınız, belki artık satın alacağınız ürünler hakkında daha fazla soru sorarak gerçekten anlatılan özelliğe sahip olup olmadıklarını öğrenebilir, ev ekonomisine katkı sağlayabilirsiniz. Örneğin halamın evine alacağımız sabunluk için krom mu krom kaplama mı diye sorarak almıştık. Bu tür bilgiler sağlık ve ekonomi açısında çok önemlidir. Hiçbir ev hanımı çelik tencereye bulaşık teli sürmekten korkmazken, teflon bir tava tencereye kaşık bile değse çocuklarını bu malzeme bilgisi sayesinde azarlar. Çocuk bu bilgiyi öğrenirse korkmayın yapmayacaktır.

Bu tarihsel, sosyolojik, bilimsel bilgileri dostlar meclisinde satabilirsiniz. Genel kültür adıyla çok fazla rağbet göreceğinden emin olabilirsiniz. Yoksa öğrendiklerinizden önce de hepinizin mutlu birer hayatı zaten vardı. En önemlisi ise, eğer bir milyon kazanmak için birkaç soruya art arda doğru cevap vermeniz gerekirse bu bilgiler size çok para kazandırabilir. 2017 yılında, Kim Milyoner Olmak İster yarışmasında bu bilgi bir yarışmacıya 60.000 kazandırdı ve 1 milyon lira kazanma şansı verdi. Esasında okumayı bitirdiğiniz bu kompozisyon sayesinde 1 milyon lira kazabilirsiniz. Çeliğe her zaman güvenebilirsiniz. Şarkıcı olmayana…

 

 

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.