Dört Saate Bir Dal Sigara

Kuruya gerile yarık yarık olmuş incecik parmakları arasında bir dal sigara tutuyordu. Ona kâinatın en müthiş manzarasına bakar gibi bakıyordu. Yorulmuştu, sırtında onlarca çimento torbası taşımış ve yüzü gözü harç içinde kalmıştı. Her cefanın olduğu gibi bu cefanın da bir karşılığı olmalıydı. Şimdi, cefasının karşılığı olan bu bir dal sigarayı yakacak ve muhteşem beş dakikayı bir sonsuzluk gibi yaşayacaktı. Bu beş dakika için dört saat boyunca çamurlar içinde debelenmişti. Ağır yüke, işin sonunda yakacağı bir dal sigarayı düşünerek katlanabilmişti. Şimdi yakacak ve ciğerlerinin en dip köşelerini, daha önce hiç nefes görmemiş yerlerini dumana boğacaktı. Yaktı. Tüm derdini, tasasını sigaraya bir kelimeye anlam yükler gibi yükledi ve yaktı. Derin bir nefes çekti, geç doğmuş, açlıktan delicesine meme arayan bir bebek gibi adeta somurarak içmeye başladı sigarayı. Şimdi her şey daha katlanılabilirdi. Düşünceler daha hafifti ve ruhuna bir diken gibi batmaktan vazgeçmişti. Nefes çekmeye devam etti, beklemeden, dur durak bilmeksizin… ihtiyacı vardı. Sanki tüm ihtiyacı olan buydu ve iki parmağının arasında kenetliydi. Onu tüm gücüyle içine çekiyor ve çektikçe dünyayı seviyordu. Ağaçlar daha yeşil, gökyüzü daha mavi ve kelebekler daha uzun ömürlüydü. Her şey, neredeyse her şey şimdi çok daha iyiydi. Ya dört saat beş dakikasını bir sigarada yaktıktan sonra? O zaman ne olacaktı? Sigara bitmekteydi, ya iki nefeslik kalmıştı ya da üç. Şimdi ne olacaktı? Birkaç nefes sonra ne olacaktı? İşte o zaman cehennem! İşte o zaman felaket! Felaket bir dört saate daha katlanması gerecekti, dört saatlik bir cehennemde daha yanması gerekecekti beş dakikalık bir cennet kafası daha için.

Paylaşmak

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.