Hangi siz gerçeksiniz, siz hangi gerçeksiniz?

Konunun neresinden başlarsam başlayayım elimde kalacak. Aslında meselenin özünde de elle tutulur bir taraf yok. Konumuz çağımızın çığ gibi büyüyüp neredeyse tüm dünyayı esir alan sanal hastalığı internet ve kullanımı.. (Facebook, Twitter, YouTube, İnstagram)
Neden mi hastalık? Belki görünürde bir zararı yok ama içten içe namus, ar, edep ,saygı ,sevgi, güven ve gerçekliğimizi alttan alttan çürütüp yok ediyor. Artık ne anın tadını çıkarabiliyoruz ne de yaşadıklarımızdan tat alabiliyoruz. Güzel bir mekana gittiğimizde mekanın güzelliğinden çok hangi köşesinde fotojenik çıkacağımızla ilgileniyoruz. Önümüzdeki kahve veya çayın tadına bakmadan önce fotoğraf duruşuna bakılıp sosyal medyada paylaştıktan sonra tadına bakılıyor. Aslında yorgun, bitkin ve de mutsuz olan insanlar sırf birilerine iyi görünmek için sahte gülücükler, sahte sarılmalar ve anlık kurtarımlarla ben iyiyim herşey yolunda diye sahte mutluluklar pazarlıyor takipçilerine.
‘Takipçiler’ diyorum artık bu ekmek ve su gibi çok önemli ve gerekli.  Sokakta herhangi birisi sizin sabahtan akşama kadar her hareketinizi takip etse içtenlikle büyük bir kavga çıkar ve sonu da karakolda biter ama sosyal medyada ne idüğü belli olmayan takipçi çoğunluğu ile saygı görecek duruma geldik. Yanındaki kadını (kız kardeşi, sevgilisi, nişanlısı, eşi) birileri dışarda beğense “vayy süpersin, harika görünüyorsun” dese kavgaya hatta cinayete kadar vardıran namus bekçisi adamlar sosyal medyada paylaşsın diye o mükemmel fotoğrafları, videoları kendileri çekiyorlar. Kendi sayfalarında paylaşmaktan rahatsız olmayıp altına yazılan müthiş yorumları beğenmeyi ihmal etmiyorlar. Bu ne iki yüzlülüktür! O fotoğraflarda yüzünü yakınlaştırıp uzaklaştırıp, yüzündeki tüylere, kaşına, güneş lekesine kadar incelenen sizin namusunuz değil mi?
Hangi siz gerçeksiniz, siz hangi gerçeksiniz?
Görünüşte hepimiz namusluyuz. Sözü açıldığında tabiri caizse ‘mangalda kül bırakmayız’.. Hatta uzun uzun anlatır namus dersleri veririz fakat iş fiiliyata geldiğinde neredeyse herkes sınıfta kalıyor. Farkında olanlar dahi kendini bu ağın içinde buluyor.
 İnsanlık bir girdabın içine düşmüş gibi çaresiz. Çaresiz fakat bunun da farkında değil. Üstelik hiçbir ikaz, hiçbir nasihat da işlemiyor artık. Dünyada bugün mü yarın mı bilemem fakat sanal alemin sıkıştırdığı insanlık ve nice duyguları patlayacak. Bu infilaktan sonra elde dilde, üstte başta ne kalır bilmiyorum da; ‘gönülde’ hiçbir şeyin kalmayacağı neredeyse kesin. “Anlattığın, anladığın değil; yaşadığın ve yaşattığın kadarsın” deyip gerçek hayatla haşır neşir olup bir an evvel yola koyulmalıyız. Ya bu sanal girdap hepimizi yutacak ya da biz bu girdabı gerçek hayatla dolduracağız. Karar münferit olarak senin ya da benim değil; herkesin!..

4 Yorum

  1. AvatarSongül Cevap

    Birde Doğu Türkistan zulmüne son verilmeyi kaldırırdım sanki o işkence olmamış çocuklar ölmemiş kadınlara kötü şeyler yapılmamış adamalara dinlerini yaşadıkları için işkence edilmemiş sanki hiç bu işkenceler işlenmemişte kimse üzülmemiş olmasını değiştirmedeğiştirmeyi çoook ama çok isterdim

  2. AvatarAnonim Cevap

    Ben dünyadaki eşitsizliği kaldırırdım herkesin aynı derecede imkan ve ölçüde eşit olmasını sağlardım ozaman dünya daha güzel bir yer olurdu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.