Henüz Vakit Varken Gülüm

Aylardan Mayıs  sabah kuşların sesini duymadan arabaların korna sesleri insanlığa ilk tokadını atıyor, içindekiler bir masa gibi ortadan bölünüyor. Duyguların bilinmezliği seni o sabah çölden gelen bir yabancı gibi topluma atıyor. Kendini arıyorsun herkes senin kim olduğunu söylüyor ve sen o anda geçmişinle yüzleşiyorsun ben kimim diyorsun ama sende kim olduğunu bilmiyorsun bilmek istemiyorsun…

Öğleye doğru yeni ayrılık acısı bütün bedenini esir alıyor kendini bir uçurumun kenarında buluyorsun, uçurumdan bakarken deniz masmavi deniz ümitsizliği paramparça ediyor, arkana bakıyorsun kendini bulamayan ben kimim diye çılgınca bağırmak istiyorsun sesini sadece gökteki umudu arayan kuşlar duyuyor, kuşlar konuşsa diyorsun yüzüne ufacık bir gülümse geliyor.

Uçurumu özlemle öpüp ayrılıyorsun bir sigara yakıyorsun bir yağmur yağsa diye için içini yiyor nasıl bir özlem bu yağmur yağsa bütün acılarımı alsa da aksa şu arkamda bıraktığım denize akıp gitse kimseye bulaşmasa bu acı kimseye dokunmasa diye tanrılara dua ediyorsun. Âmâ ne yağmur yağıyor ne de tanrılar seni dinliyor bıraktığın acı başkasına senden önce bulaşmış ve onu da senin gibi yalnızlığa itiyor. Yürüdüğün sokaklar dar gelmeye başlıyor yavaş yavaş ufalıyorum diyorsun ufalıyorum giderek takatin kalmıyor tanımadığın bir evin duvarına yaslanıyorsun, duvarın soğukluğu yanağını yaralıyor sende mi yaraladın diye duvara sitem ediyorsun. Yoluna devam ediyorsun ayakkabı tamircisi Hüseyin Abi’nin umutsuzluğu kahveci Veysel Abi’nin çayına uzun uzun  bakması ne düşünüyor bu adam şu adam niye böyle umutsuz diyorsun sonra onların derdini kendine alıp yoluna devam ediyorsun. Sokağın köşelerinde aşkın zevklerini doyasıya yaşayan gençleri görüyorsun bakmadan geçiyorsun bakamıyorsun çünkü sende ki aşk anlamı emek, paylaşmak, sonsuzluk anlamları orda karşılığını bulamıyor üzülüyorsun üzülüyorsun üzülüyorsun…

Yolcuğuna devam ediyorsun yaslanacak duvar tutunacak dal arıyorsun elini neye uzatsan tutamıyorsun, kendinde o gücü bulamıyorsun içerleniyorsun zamansız, adımların ne ileri ne geri gidiyor yolun ortasında duruyorsun. Düşünüyorsun hayat bu yol kadar uzun devam etmesen burada ruhun çürüyecek ve eriyeceksin diyorsun. Yolun sonunda Sahafçı Zeynep ablayı görüyorsun yüzünde ilk gün doğan çocuğun yaşama merak salan bakışları, yüzünde yeni aşkı ruhunda bulmuş insanı, yüzünde umut yüzünde sevgi yüzünde yaşamı görüyorsun, arkasında onun sırtını yere değdirmeyecek kitapları, keşke benim de bu kadar kitaplarım olsa diye konuşuyorsun, Zeynep ablayı kıskanıyorsun ama tatlı bir kıskanmak bu gidip söylesem mi diye düşünüyorsun gitmiyorsun gitmek istemiyorsun neden mi çünkü Zeynep abla da olan yaşama sevinci sende yok neden mi Zeynep abla da olan inanç sende yok, sadece bakmakla yetiniyorsun olsun diyorsun bir gün geleceğim diyorsun ve tam giderken ufaktan Zeynep abla yüzüne vura vura içerdeki masanın üstünde duran eski püskü bilgisayardan ”Gafil gezme Şaşkın” türküsünü açıyor. Bana özel açtı diyorsun kendini özel hissediyorsun ve arkana bakıyorsun aynı anda ufak tebessümlerle birbirinize selam veriyorsunuz. Ve yoluna devam ediyorsun sende ki ruhu bulacağım diyorsun Zeynep abla diyorsun ”Henüz Vakit Varken” diyorsun gidip okumalıyım çok kitap okumalıyım diyorsun. Az önce ben ne dedim ”Henüz Vakit Varken”  mi tanrım bu şiir Nazım Hikmet’in şiiri ve koşmaya başlıyorsun, eve çabuk gitmeliyim diyorsun bu şiiri okumalıyım düşüyorsun düşe kalka düşüyorsun, annesini görmüş bir çocuk gibi koşuyorsun etrafa gülücükler saçıyorsun durmak yok koş diyorsun kendine ve yolun sonuna geliyorsun kapıyı ellerin titrerken açıyorsun. “Henüz Vakit Varken Gülüm” diye mırıldanıyorsun, odana atılıp alıyorsun  eline o çılgın, o müthiş kitabı başlıyorsun okumaya herkes duysun herkes beni dinlesin lütfen diye sesleniyorsun ve başlıyorsun;

Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter rıhtımında dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli,
incecikten bir yağmurla karışarak.
Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkım söğütlerin.
Paris’in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şey çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.
Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ay ışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvur
aydınlanmış ışıklarla
aydınlanmış bizim için
billur sarayımız…

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız.
Karşıda karanlığa giren kanal.
Bir şat geçiyor,
selamlayalım gülüm,
geçen sarı kamaralı şatı selamlayalım.
Belçika’ya mı yolu, Hollanda’ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm…
Parisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın..

Nazım HİKMET

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.