Hepimizin yüzleşmekten kaçtığı gerçek!

Hayatta hepimizin kendimizden sakladığı gerçekler vardır. Birimiz sevgisini, diğerimiz nefretini, ötekimiz hiç gerçekleşmeyecek hedefini saklar ya da bunun gibi gündelik onlarca gerçeği saklarız kendimizden. Ancak bir gerçek var ki, o gerçeği herkes paylaşıyor ve yüzleşmekten korktuğumuz için yok sayıp, saklıyoruz kendimizden. Hatta tarihteki ve günümüzdeki ulusların örf-adetleri ve kültürleri bile hiçbiri  bu gerçeği direk kullanmayı tercih etmedi. Her kültürün bu gerçeği, kelimeyi karşılayacak deyimleri ve sözcükleri vardı. İngilizce dilinde bu gerçekle ilgili 200’den fazla deyim bulunduğu bile söyleniyor. Biliriz bu gerçeği, ama anlamış ve tanımış değiliz modern çağın insanı olarak. Öyle ki biri konusunu açtığında “açma şu konuyu”, “içimizi karartma” gibi tepkiler vererek, yüzleşmekten kaçarız bu gerçekle, erteleriz her zaman. Kendimize itiraf edemesekte korkularımızın en başında gelir çoğumuzun. Her gece provasını yaparız oysaki.

“Derken ölüm kabusu tüm gerçekliğiyle çıka gelir; (ki) işte bu (ey insan), senin köşe bucak kaçtığın şeydir!” Kaf:50/19

Bir çok şey söyleriz, mesela; “son nefesini verdi”, “nalları dikti”, “hesabı kapattı”, “göç etti”, “vefat etti”, “aramızdan ayrıldı”, “bu hayattan göçtü” gibi onlarca karşılığı vardır bu hakikatın ama genellikle “öldü” kelimesini direk kullanmayı tercih etmeyiz. Neden? Saklıyor muyuz? bu gerçeği kendimizden. Korkuyor muyuz? ölümden. Bunun cevabını verecek yetkinlikte biri değilim, ve dahası bunun cevabının bu yazıda, başka bir yazıda, başka bir videoda ya da bir kişinin yazdığı herhangi bir kitapta olduğunu da düşünmüyorum. Bunun cevabını kişi sadece kendinde bulabilir. Tabi cevaba giden yolda da yaşam amacını kendisine sorması ve cevabını alması gerekir. Bu yolda da ona yardımcı olabilecek cevabı dinde ve inandığı gerçeklerde arayabilir insanoğlu. Ama bu sorunun cevabı kesinlikle burada değil. Bu yazıda hayatımızın her anında olmasına rağmen kaçtığımız gerçeği kendimizi hatırlatacağım sadece.

Şuan yaşayan ve akil bali olan, düşünüp akıl yürütebilen tüm insaoğluna sorsaydık, “Yarın sabah gün doğumuna kadar yaşayacağına garanti verebilir misiniz?” ve yine aynı kalabalığa deseydik ki, “Ölüme hazır olduğunu düşünen var mı?”. İşte muhtemelen ölümden ziyade bu sorulardan kaçıyoruz. Ölmekten değil de ölüme hazırlıksız yakalanmaktan korkuyoruz belkide. Çünkü biliyoruz ki, hepimiz ölecek yaştayız. Konuşmayız ölümü zorunda kalmadıkça, susarız ölüm varsa eğer. Çocuğu, genci, yetişkini, yaşlısı, fakiri, zengini, işçisi, işvereni, bileni ve bilmeyeni herkes susar ölüm konuşulunca bir ortamda. Çünkü ölüm tüm seslerden daha çok şey anlatır insana düşündüğümüzde, en gür ses ölümün sesidir, oysa ki biz buna  “ölüm sessizliği”  deriz, ne garip.

Peki neden korkuyoruz ölümden? Ölüm kötü müdür? bir şeyin kötü ve ya iyi olabilmesi yani o şey hakkında fikir beyan edebilmemiz için onu tecrübe etmemiz gerekmez mi? Tüm insanlığın hayatında hiç tecrübe edemediği tek şey belki de ölüm değil midir? Bir insan kaç kere öldü ki, ölümü sadece şüphe ile onun hakkında kötü kanaat beslemek ve bunu bir karar olarak benimsemek doğru olsun? Eğer hayatımız kötüyse galiba o zaman ölüme kötü bakıyoruz. Ölülerin arkasından söylenen ve sıkça duymaya alıştığımız bazı kalıp cümleler vardır. Ve bu kalıplar kullanıldığında ya da kullandığımızda hiç te yadırgamayız. “erken kaybettik”, “çok erken oldu”, “daha vakti vardı”, “göreceği şeyler vardı”, “bu dünyaya doyamadan gitti”, “ölüm hiç yakışmadı”,  “hiç beklemiyorduk” gibi kalıplar.  Biz ölülerimize “rahat uyu” deriz, ancak onların hiç uyumamak üzere uyandığı gerçeğini gözden kaçırırız.  İbnü’l Arabî keşfen sahih kabul ettiği bir hadisle Peygamber efendimiz bu düşünceye işaret eder: “İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar.

Rüya görürken ne hissediyoruz? Mutluluk, acı, hüzün, korku, dünyevi hislerin birçğunu hissederiz rüyalarımızda ve o esnada hiç rüya görüyor gibi miyiz? Uyandığımızda ise tüm bunları “rüya” diye tabir ettiğimiz bir yanılsama ile açıklarız. Peki kim karşı çıkabilir ki, tabiri caiz ise tüm bu dünya yaşantımızın, daha mukaddes ve sonsuz bir hayattaki bir gecelik bir rüyasından ibaret olmadığını?

Ölüm, yeniden doğmak için toprağa düşmektir. Ana rahmindekinin ölüm sandığı dünyadakine göre doğumdur. İnsanın ölüm sandığı da ahirete göre doğumdur. İnsanın ana rahim hayatı ölür, dünya rahmine düşer, dünya hayatı ölür, ahiret rahmine düşer. Ölmek doğmak, dirilmektir aslında. Ölüm, kalkmak için yatmak, uyanmak için uyumak, kavuşmak için ayrılmak, tutmak için sıçramaktır. Ölüm, tebdil-i mekandır. Ölüm hicrettir. Ruhun eskimiş yuvasından çıkıp, ait olduğu aleme hicretidir. Ölüm, yalandan gerçeğe, sahteden asla, geçiciden kalıcıya, suni hazlardan tabii hazlara, yalan bir hayattan gerçek bir hayata geçiştir.  Bunun neresi kötü? 

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber.Necip Fazıl KISAKÜREK

Yazılan her harf geleceğinize bir köprüdür mottosuyla başladığım  “Geleceğe Mektup”  serimin ilk yazısında, hayata küçük bir virgül koyup kısa bir soluklanma ve düşünme fırsatını kendime tanımak istedim. Kendimizi gerçekleştirme yolunda acı hakikatlardan ve sorulardan kaçmayarak, bize sorulmasına fırsat verebilmemiz dileğiyle…

KAYNAKÇA
http://isamveri.org/pdfdrg/D02420/2014_3/2014_3_KUCUKON.pdf https://www.fetvameclisi.com/fetva-su-i-zan-ne-demektir-90080.html https://www.karamanlihaber.com/index.php/component/k2/item/443-http-www-karamanlihaber-com-bahri-yucel-olumu-anlamak.html

12 Yorum

    1. tek tirnaktek tirnak (Yazının Yazarı) Cevap

      Acı hakikatlarden ve sorulardan kaçmayarak, size sorulmasına fırsat verebilmeniz dileğiyle, yorumunuz için teşekkürler, iyi okumalar.

  1. AvatarSongül Cevap

    Ölümle ilgili okuduğum ve beni etkileyen bir yazı gerçekten çok güzel umarım böyle devam eder başarılar emeğinize sağlık

  2. AvatarAnonim Cevap

    Ölümle ilgili okuduğum ve beni etkileyen bir yazı gerçekten çok güzel umarım böyle devam eder başarılar emeğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.