İnsan Hayatının Her Evresinde Yalnız

Evet insan hayatının her evresinde yalnız. Kalabalığın ortasında da yalnızlığın kuytusunda da. Her zerresi sevgiye muhtaçken yalnızlığa mahkûm kalan kendisi. Varlığını yaşamlarına bağladıkların seni yığınla iyi temenniye boğar, her daim yanındayım nidaları atar. Oysa hakikat bambaşkadır: Başarın, acı; yenilgi, zafer çağrıştırır zihinlerinde. Kendilerini ve arş-ı âlâya çıkardıkları benliklerini gözlerinin önünden ayırmadıklarından başka bir şey göremez olurlar. Hayattaki tek alakaları kendi dertlerinden yansıyan hüzün duygusudur. Ne de olsa kendi dertleri kendilerine yeter. Ellerindekilerle yetinmek onlara göre değildir. Her daim yeni arzulara, ihtiraslara yelken açarlar. Hayat herkese tahayyül edilendeki gibi senaryolar yaşatıyormuş gibi istedikleri gerçekleşmeyince kedilerini bahtsız ilan ederler. Hayat onlara zordur. Her musibet onları bulur. Bu bedbaht hal hayatlarının her evresinde başlarına bela olur. Hayat onlara hiç adil davranmaz nihayetinde.

İnsan her şeye olduğu gibi bu insanlara da alışıyor. Kabulleniyor. İnsanlığın fıtratı gereği bencil olduğunu kabulleniyor. Nesnelere taptıklarını kabulleniyor. Her iyiliğin içinde çıkar muhafaza ettiklerini kabulleniyor. Ağzıyla kuş tutsa da hep hatalarıyla anılacağını kabulleniyor. Ne kadar çaba gösterirse göstersin bir kusur bulacaklarını kabulleniyor. Başarılarının gayrimeşru yollara bağlanacağını kabulleniyor. Ve bununla beraber pek çok şeyi kabulleniyor. Bir de beklentiler var tabii. İnsanların kusursuzluk kalıplarına sığdırıldığından mı, kimsenin sevdiği kadar sevilmediği gerçeğinin göz ardı edilmesinden kaynaklı mı bilinmez bu büyük beklentilerin kaynağı. İnsan kurduğu ütopyasında kendi insanlarını yaratıyor. Karşısındakinden yarattığı insanlar gibi olmasını bekliyor. Bunun çölde yağmur duası etmekle eşdeğer olduğunu bile bile. “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir” diyor lafı gediğine koymak için ama ne yazık ki son yargılarını verirken bu gerçeği rafa kaldırmayı tercih ediyor. Birçok şeyi olduğu gibi ölüm gerçeğini de unutuyor çoğu zaman. Ölümün soğuk nefesi ensesine vurduğunu, bir zamanlar dimdik duran bedeni toprakla bütünleştiğini düşününce; başı belli sonu belli olmayan kervanda badireleri nasıl hayatının merkezi yaptığının, kim için ne için olursa olsun hiçbir şey için üzülmeye karalar bağlamaya değmeyeceğinin, kendini sevmeden başkalarının kendisini sevmesini beklemesinin manasızlığına içerlenecek. Sonsuzluğun zamansızlıkta olduğunu keşfedecek. Belki.

En nihayetinde doldurulan boşluklar yeniden boşalacak. İğne atsan yere düşmez kalabalıklar yerini, soğuk rüzgâralar mahkûm ıssız ve çorak arazilere devredecek. Ne yazık! Herkes yavaş yavaş terk ediyor. Her daim yeni ayrılıklara yelken açılıyor. Gönül bitap düşmüş, her paresi farklı bir yerde. Bilmez mi insan, insan hayatının her evresinde yalnız.

Paylaşmak

2 Yorum

  1. AvatarAnonim Cevap

    En son demişsiniz ya “bilmez mi insan her evresinde yalnız” bunu bilir elbet. Ama konu uygulamaya gelince hepimiz tökezliyoruz. Kabul etmek zor geliyor bazen. Gerçekten kalbe dokunan bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. Allah kaleminize kuvvet versin ☺️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.