Koca Aydınlıklar

Gözlerimizi çoğu zaman bizi heyecanlandıran, umutlandıran, sevindiren başlangıçların belirsiz geleceğine açıyoruz; bilinmeyene duyulan kadim tutku. Dünya hakkında bir fikri olmamasına rağmen gözlerini umutla açan bir bebeği, hırçın hırçın akan nehrin kenarında açmak için sabırsızlanan narin papatyayı hiç düşündünüz mü? Ya da aşkın karanlığında kaybolmayı.
Bebek bilse ayakta durmaya başladığı ilk andan itibaren düşmeye başlayacağını, çok sevdiğinde kırılacağını, güvendiğinde kandırılacağını, insanların buz gibi bakışlarında üşüyeceğini, en mutlu anının gözyaşı ile ıslanacağını vaz geçer miydi gözlerini açmaktan?
Ya papatya bilse elinden tutan güneş ile yağmurun günün birinde mezarını kazacağını devam eder miydi rüzgârla olan tehlikeli dansına? Veya bilsen aşkın kangren gibi bütün varlığını saracağını gömüp üstünü örter miydin? Başlangıçların içindeki ışık kırıntıları koca karanlıklara galip mi geliyor? Belirsizlik maçında karanlık ile aydınlığın ezeli rekabetini bu sefer kim kazanıyor?
Belli ki, mutluluğa güvene, gülümsemeye olan inanç, bebeğe umut olurken; nehre süs, bir güzelin başına taç, dudağına buse olma heyecanı papatyanın rüyalarını süslüyor. Sevgili ile bir anda olma hayali ise bütün varlığımızı sarıyor. Ve belirsiz de olsa sonu başlangıçlara kucak açıp şöyle haykırıyoruz “Gel artık ufacık karanlıkların içindeki koca aydınlık!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.