Kusur(l)u sevmek

Efsanevi ve kavuşamayan sevenlere taktık kafamızı. Bu kusursuzluğa ve yalana o kadar kapıldık ki;  gerçeği, hayatı, kusuru yaşayamıyoruz artık. Ondan hor görür olduk kusurları. Evet belki efsane olmak istedik ve anlatılsın istedik çocuklara.

 Leyla Mecnun’a kavuşsa, Ferhat Şirin’e belki onlar da boşanırdı bu çağda. Eğer aralarındaki sevgi gevşemiş, hoşgörü ölmüşse.  Bize anlatılanlar kusursuzdu, hep gölgeyi kovaladı insanlar ve gölgeye biçim verdiler. İçini kendi renkleriyle renklendirdiler. Yetişemediler, kavuşamadılar hayallerine. Oysa hayaller çok daha güzel ve kusursuzdur gerçeklerden. İşte bu yüzden  onlar da hayallerindeki miti beslediler, büyüttüler, olmadık özellikler eklediler ve kesip attılar kusurlarını ve köşelerini. Kusursuz bir küre elde ettiler ondan ve kürede görmek istediklerini izlediler göz kapaklarını her kapattıklarında o kusursuz düşü gördüler. Bir araya geldikleri zaman dilimlerinde sadece küreler kürelere bakıyordu. Olanı görecek kadar durmadılar bir arada duramadılar. Belki de bundan dolayı bu zaman zarfında olanı değil, olması gerekeni gördüler. Kusurları örtecek giysiler giydirdiler birbirlerine. Oysa bedenimiz gibi ruhumuz da girinti çıkıntılarla doludur.
Gerçekten sevmek yanıtsız kalmıştır bu zamanda ve öncesinde. Belki sonrasında da kalacaktır ama herkes kendine göre bir dolgu malzemesi kullanmıştır, kimisinde de boşluğu boşlukla doldurma çabası…
İnsanlar bir araya geldikten sonra değil asıl olan. Kusursuzluk mürekkebi aktıktan sonra kalan yalın, kusurlu halimizle anlaşmaktır. Sevdiğinin kusurlarını da sevmek ve gülümsemek hayata çocuk kalmış tarafımızla. Herkes güzeli sever ama kusuru, kusursuz sevmektir en güzeli. Kusurlarımızı ve kusurlarını sevmek dileğiyle…
Paylaşmak

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.