Asık Yüzlü Devletin Güler Yüzlü Ciddiyeti

Bu yazımda sizlere pek kıymetli bir devlet adamını tanıtacağım. Özellikle 90’lı yıllar sonrası jenerasyonun çok yakından tanımadığı ama tanıması gerektiğini düşündüğüm önemli bir kişilik. Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu.

Kısaca Özgeşmişi

Yazıcıoğlu 1948 yılının Haziran ayında Trabzon’da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Aydın’da maiyet memuru olarak görev hayatına başladı. 16 yıl kaymakamlık, 19 yıl valilik yaptıktan sonra 2003 yılının Eylül ayında Denizli’den Ankara’ya giderken istinat duvarına çarpan arabasının takla atması sonucu bitkisel hayata girmiş 8 gün süren bitkisel hayatının sonucunda da 9 Eylül 2003 tarihinde hayata gözlerini yummuştur.

Recep Yazıcıoğlu’nun ‘’Devlet, milletin efendisi değil hizmetkârıdır.’’ sözü onun çalışma felsefesinin temelidir. Bu sözünde de vurguladığı gibi devlet ve devlet adamı halkın hizmetkârı olmalıdır. Devlet adamı nasıl olmalıdır, bizlere ne sunmak zorundadır? Bunun farkındalığını Yazıcıoğlu örneği ile vurgulamaya çalışacağım. Bu bir farkındalık çalışmasıdır.

Hakkında daha fazla bilgiye internet aracılığı ile ulaşabilirsiniz. Zaten vakti zamanında Yazıcıoğlu hakkında pek çok şey yazıldı, çizildi. Türkiye’nin en medyatik bürokratıydı. Binaenaleyh bu yazımda daha ziyade Yazıcıoğlu’nun felsefesini ve hakla ilişkisini aktarmaya çalışacağım.

NOT: Yazının uzunluğu gözünüzü korkutmasın. Bundan sonraki kısımda birbirinden bağımsız olan anılar yer almaktadır.

Yazıcıoğlu Kimliğinin Oluşması

Yazıcıoğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma döneminde halka zulüm eden devlete karşı çıkmış ve halkın hizmetkârı olarak nam salmış Atçalı Kel Memed’i örnek aldığını söylerdi. Sıra dışı vali, halktan biri gibi davranmasına yol açan olayı şöyle anlatıyordu:
‘’Kaymakamlığım döneminde gurbetçi bir vatandaş makam odama geldi. Çok rahat tavrı vardı. Bacak bacak üstüne attı. Artık dayanamayıp:
– ‘Kardeşim burası bir makam odası, doğru düzgün otursana.’ dedim.
Adamın cevabı:
– ‘Avrupa’da böyle değil. Siz benim karşımda doğru düzgün oturacaksınız. Ben halkım.’
olunca bizim vatandaşa bakış açımızı değiştirmemiz gerektiğini anladım.
Bizde vatandaş memurun karşısında ceketini düğmelerken, Avrupa’da memurlar vatandaşın önünde ceketini düğmeliyor. Çünkü devlet halkın hizmetkârı olmalı. Halk olmazsa biz hiçbir işe yaramayız.’’   [1]  

Tuvalet Seferberliği

Kaymakamlık mesleğinde ilk görev yeri olan Hamur’a vardığında resmi daireler dışında hiçbir evde tuvaletin olmadığını gören Yazıcıoğlu, ilk iş olarak tuvalet seferberliği başlatıyor. Bu seferberlik sonucunda 100 adet tuvalet yaptırıyor ve bunu şöyle anlatıyor:
‘’ …
– Milleti topladık meydana. Dedik ki, alın size proje. Vereceğimiz malzeme ile kapı hazırlayacağız. Biz kaymakamlık olarak kasası ile bunu size vereceğiz. Geri kalan işçilik sizden olacak. Üç ay süre tanıdık. Millet başladı çalışmaya ve tuvaletlerin yapımı tamamlandı.
Yazıcıoğlu tuvaletler kullanılır hale geldiğinde denetlemeye çıkar. Tuvaletleri görmek istediğinde bir de baktım ki kapıları kilitli.
– ‘Burası niye kilitli?’ dedim.
– ‘Beyim burası önemli bir yerdir. Bizim evlerimiz en güzel yeri burasıdır. Çoluk çocuk girmesin diye kilitledik. Yaptırdığın tuvaletlerden birini gelin odası yaptılar, biri de kiler oldu.’ dediler.
Yine de bizim ilk takdirnamemiz tuvalet takdirnamesidir.’’   [2]  

*Tuvaletlerden sonra Yazıcıoğlu’nun Hamur’da gerçekleştirdiği diğer önemli yatırım; sosyal konutlar. Bir gün kaymakamlıkta işi olan bir vatandaş hafta içi olduğu halde kapıları kapalı bulur. Kaymakamlıkta hiç kimse yoktur. Çünkü sosyal konutların yapılacağı yerde Kaymakam Yazıcıoğlu ve memurlar ellerinde birer kazma temel kazıyorlardır. Temel kazacak kimse bulunamadığı için projeden vazgeçmek yerine şantiye alanında kazma sallayan bir devlet adamı. Ruhu şad olsun.

Hastane Baskını

Aydın Valiliği’ne atandığında, henüz üç dört günlük valiydi. Nazilli SSK Hastanesi ile ilgili bir şikâyet kulağına geldi. Hiç vakit kaybetmeden tebdil-i kıyafet hastaneye gitti.
Acil bölümünden içeri girdi ve görevli bir hemşireye “Başhekimin odası nerede?” diye sordu.
Hemşire şöyle bir baktı Yazıcıoğlu’na ve küçümseyici bir ses tonuyla “Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda” dedi.
Yazıcıoğlu üst kata çıktı. Başhekimin odasını buldu. Kapısı açıktı ama başhekim odasında yoktu. İçeri girdi. Tam o sırada başhekim geldi ve “Buyurun ne istiyorsunuz?” diye sordu. Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyledi.
Başhekim kendisine “Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın” cevabını verdi. Yazıcıoğlu, “Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey?” dedi. Başhekim sinirlendi ve Yazıcıoğlu’nu odasından kovdu.

Sessizce aşağı indi, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına bindi. Arabada onu bekleyen yardımcısına “Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim” dedi.

Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kravatlı, takım elbiseli olarak elinde bir kâğıtla hastaneye gitti. Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar geldi. Herkes şaşkındı. Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adamın meğerse yeni atanan Aydın Valisi olduğunu gördü. Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıktı, içeri girdi. Başhekim dona kaldı. “Siz? Ama siz!” dedi… Yazıcıoğlu, “Bugün itibariyle başhekimlik unvanından azledilmiş bulunmaktasınız” dedi ve elindeki görev azli belgesini uzattı.   [3]  

 Yayık ayranı yok mu?

Dönemin Sanayi Bakanı Ali Coşkun kendisinin milletvekili, Recep Yazıcıoğlu’nun Erzincan Valisi olduğu dönemde Munzur’un eteklerinde bir köye gezmeye gittiklerini belirterek yaşanan olayı şöyle anlattı: ‘’Köyde bizim uzaktan akrabamız olan Ayşe Hala vardı. Onların evine misafir olduk. Ayşe Hala bana:

  • ‘Vali bu adam mıdır?’ diye sordu. Çünkü Recep Bey kot pantolon ve tişört ile valiye benzemiyordu. Ben de:
  • ‘Evet vali bu.’ dediğim zaman bizim oranın şivesi ile
  • ‘Öyle adama benzemiyor.’ diyerek şaşkınlığını gösterdi.
    Ayşe Hala ikram olarak bize Coca-Cola getirdi. Recep Bey buna sinirlenerek:
  • ‘Köyde de mi kola içeceğiz teyze. Yok mu yayık ayranın. Getir ondan içelim.’ dedi.’’   [4]  

 Hükümet İstifa

Başbakan Süleyman Demirel, Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu’na ‘’Özetleyin Vali Bey’’ diyor.
Yer Bakanlar Kurulu toplantı salonu. Erzincan’daki durumu Başbakan’ın isteği üzerine özetleyecek. Ancak özetten önce bir konuya girmek istiyor:
– Efendim izin verirseniz şu korsan gösteri olayını bir arz edeyim.
Demirel’in baş işareti olumlu.
Vali arza başlıyor.
– Birkaç gün önceydi. Her şey aniden oldu. Baktım yürüyorlar. ‘’Hükümet istifa, Vali istifa’’ diye. Hemen önlerine geçtim. Bir trafik aracının üstüne çıktım. ‘’Durun’’ dedim ve dertlerini dinledim.
Erzincanlının derdi ne olur?
Depremin getirdiği sorunlar. (Erzincan Depremi sonrası yürüyüş yapıldığı için.)
– Durun arkadaşlar. Ne istiyorsunuz? Neden ‘’Hükümet istifa, Vali istifa’’ diye bağırıyorsunuz? Mesela sen!
– Vali Bey, ben belediye işçisiyim. Bizim toplu sözleşmeler hala imzalanmadı.
– İşçi arkadaş. Bunun hükümetle valiyle ne ilgisi var? Bunun için yürümeye istifa diye bağırmaya gerek var mı?
– Vali Bey, baktım herkes yürüyor. Ben de katıldım işte.
– Oldu. Seni anladım. Sen, oradaki, evet evet sen!
– Vali Bey, beni askere çağırdılar.
– Çağırdılarsa gideceksin.
– Olur Vali Bey, giderim.
– Git tabii. Bunun için niye yürüyorsun yahu. Peki arkadaki amca!
– Vali Bey, kömür alamadım.
– Ama kömürün mevsimi geçti. Bunun için yürünür mü? Hem sen yorulmadın mı?
– Çoktandır yürümüyordum. Yürüyenleri görünce ben de yürümek istedim.
– Olur, yürü bakalım. Hey bacım!
– Vali Bey ben geçici işçiyim. Kadro istiyorum.
İş bulamayan, ev sahibi ile sorunu olan, maaşı yetmeyen hep orada… Hep yürüyüşçü.
Vali:
– Tamam arkadaşlar. Öyleyse yürüyüşe devam. Başınızda ben olacağım. Biraz daha yürüyeceğiz. Sonra birlikte dağılacağız. Oldu mu?
Kalabalık:
– Oldu Vali Bey.
Erzincan’da 4500 civarında memur var. Depremden sonra 3000’i tayin istemiş. 600’ünün tayin yazıları Ankara’dan gelmiş ancak Vali bu 600 memurun ilişiğini kesmiyor. Yürüyüşe katılanların bir kısmı da bunlar.
– Memur arkadaş, sen neden yürüyorsun?
– İlişiğim kesilmediği için Vali Bey.
– Arkadaş senin yazın geldi ama yerine memur gelmedi. Ben hepinizin ilişiğini kesersem devlet işlerini kim yapacak?
Kalabalık:
– Vali Bey doğru söylüyor. Kesme ilişiklerini Vali Bey.
– Siz kesme diyorsunuz ama bakın yürüyorlar.
Kalabalık:
– Bırakın yürüsün garipler Vali Bey.
– Tamam tamam, zaten hep beraber yürüyeceğiz.
Kızgın bir doktor…
Depremden sonra geçici görevle bölgeye gönderilmiş.
– Söyle doktor bey, derdin nedir?
– Peynir ekmekle doktorluk mu yapılırmış. Bizimle kim ilgilenecek?
– Arkadaş ben 20 gündür simit ve bisküvi yiyorum. Sen peynir ekmek yediğine şükret. Şimdi ben de ‘’Simit ve bisküvi ile valilik mi yapılırmış.’’ diye yürüyüşe mi geçeyim?
Kalabalık:
– Haklısınız Vali Bey. Siz de yürüyün.
– Tabii, haydi yürüyelim.   [5]  

Bu işin seni, beni, valisi olur mu?

İsmail Altunsoy, merhum Yazıcıoğlu ile başından geçen bir anıyı şu şekilde anlatıyor:
‘’ Vali beyin mütevazılığı ile alakalı bir örnek vermek istiyorum. Ordu’da konferans verecekti, beni de davet etti. Konferansı verdi. Giresun-Trabzon üzerinden Erzincan’a dönüyoruz. Hava çok güzel, birden Vali Bey:
– ‘İsmail biraz meyve alalım, deniz kenarında yiyelim.’ dedi. Yol kenarında meyve aldık, arabayı deniz kenarına çektik, meyve yiyoruz. 15-20 metre ileride bir vatandaş tek başına kayığını denize indirmeye çalışıyor. Vali Bey adamı gördü:
– ‘Bak adam tek başına kayığı indiremiyor, gel yardım edip kayığı denize indirelim.’ diye seslendi. Ben hemen:
– ‘Sayın Valim siz durun, ben yardımcı olurum.’ der demez oturduğu yerden birden ayağa fırlayarak:
– ‘Olur mu öyle şey yahu. Bir vatandaşa yardım edeceğiz; bu işin seni, beni, valisi olur mu?’ dedi. Hemen kayığın yanına gittik. Kayığın sağ tarafında Vali Bey, sol tarafında ben ve ortada kayığın sahibi kayığı denize indirdik.’’   [6]   

Eğitim Seferberliği

Yazıcıoğlu Tokat valiliği sırasında başlattığı eğitim seferberliği ile bir yılda 3000 derslik ve lojman yaptırmış ve bu sayı önceki yıl üretimin 5 katı olarak görülmüştür. Toplum kalkınması modelinin uygulandığı bu seferberlikte muhtarın ‘’Vali Bey’in emri var danalarınızı satın okul yapacağız.’’ demesinin üstüne köye okul yaptırılıyor. Köyü ziyaret eden Yazıcıoğlu’nun halk ile diyaloğu şu şekilde;   [7]  

Önerilen Kaynaklar

  • Yazıcıoğlu’nun Denizli valiliğine atandıktan sonra yaptıklarını ve ölümünü konu alan ‘’Vali’’ sinema filmi için; https://www.youtube.com/watch?v=CwN7dJSF2xk
  • 65 bölümden oluşup Recep Yazıcıoğlu’nun valilik serüvenini konu edinen ‘’Köprü’’ dizisi için; https://www.youtube.com/watch?v=OnbDu8ek0J4&t=840s
  • Köprü dizisi Ayşe Kulin’in ‘’Köprü’’ adlı romanından uyarlama bir dizidir. Recep Yazıcıoğlu’nun Erzincan Kemaliye ilçesinde Fırat nehrinin altında kalan ve 25 yıldır yapılamayan köprüyü ‘’Ulaşamadığımız yer bizim değildir.’’ diyerek 3 yıllık olağanüstü bir gayretle yapışının hikâyesini anlatan bir kitaptır.
  • Recep Yazıcıoğlu’nun kendi kaleminden yazdığı ‘’Popülist Politikaya, Tıkanmış Ekonomiye, Yozlaşmış Sisteme Sil Baştan’’ ve ‘’Bu Sistem Değişmeli’’ kitaplarını okumanızı – fikirlerini daha iyi kavrayabilmek açısından- tavsiye ederim. 

KAYNAKÇA

  • [1] – Balcı, Mahmut. Halkın Valisi Recep Yazıcıoğlu. Cilt 1. s.47. İstanbul: Gündem Yayınevi. Ekim 2003
  • [2] – Balcı, Mahmut. Halkın Valisi Recep Yazıcıoğlu. Cilt 1. s.146. İstanbul: Gündem Yayınevi. Ekim 2003
  • [3] – Köprü’’ dizisinde bu anının bir muadilini canlandıran sahneye şuradan ulaşabilirsiniz; https://www.youtube.com/watch?v=z58vmquADNk
  • [4] – Balcı, Mahmut. Halkın Valisi Recep Yazıcıoğlu. Cilt 1. s.55. İstanbul: Gündem Yayınevi. Ekim 2003
  • [5] – Sıradışı Bir Vali Recep Yazıcıoğlu: Söyleşiler ve Yorumlar. Birey Yayıncılık. Yavuz Donat. Milliyet, 30.04.1992
  • [6] – Balcı, Mahmut. Halkın Valisi Recep Yazıcıoğlu. Cilt 1. s.106. İstanbul: Gündem Yayınevi. Ekim 2003
  • [7] – Detaylı bilgi için; Yazıcıoğlu, Recep. Sil Baştan. 2 Baskı. s.131: Tokat İli Pilot Uygulaması. Yazıcı Basım Yayıncılık. Ocak 2000
Paylaşmak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.