Rise of Empires: Ottoman İncelemesi

Netflix görkemli yapımlarına bir yenisini daha ekledi. Görkemli kelimesinin buradaki kullanılış amacı içerikten ziyade Netflix’in marketing/pazarlama alanında yine çok iyi işler yapmış olmasından kaynaklı. Görkemli bir PR (‘Public Relations’, bir kişi veya kurum için halkın genel algısını başarılı şekilde iletişim kanallarının kullanılarak yönetilmesidir.) ile yine beklentileri had safhada tutan Netflix bunun ne kadarını izleyiciye yansıtabildi tabii ki tartışma konusu. Türkiye’de kullanıcısı her geçen gün artan Netflix’in bizlere yönelik yapımlara yavaştan ağırlık verdiğini hepimiz görüyoruz. Bu serüven bildiğiniz üzere ‘Hakan: Muhafız’ ile başlamış ve ardından ‘Atiye’ devam etmiş, son olarak (kanaatimce bu durumu bir fırsata dönüştürerek) belgesel drama formatında bir yapımla yani ‘Rise of Empires: Ottoman’ ile son hız devam etmekte.

Rise Of Empires: Ottoman belgesel dizisi, merkeze Fatih Sultan Mehmet’i alarak İstanbul’un fethini anlatan 6 bölümlük bir mini dizi. Ne kadar böyle olduğunu hep beraber inceleyeceğiz sayın okur. Bundan sonraki aşamalar Spoiler içerir. Demedi demeyin! Hatta şu spoiler’ı vereyim; ‘’Dizinin sonunda İstanbul fethediliyor.’’ Evet, yanlış duymadınız. Her ne kadar izlerken şaşırmış olsam da cidden bunu başarmışız. Neden mi? Gel konuşalım.

İLK BAKIŞ

Tarih ile alakalı yapımlarda sürekli eski dilin kullanılmaya çalışılmasına alışan bizlerin ilk gözüne takılan nokta dizi dilinin İngilizce olması. Ekranlardan alışık olduğumuz yüzlerin İngilizceyi makul, kabul edilebilir bir aksanda konuşmaları diziye başka bir hava katmış durumda. Anlatımda animasyonların ve haritaların kullanılması o günün şartlarını anlayabilmek, göz önüne getirebilmek açısından başarılı olduğunu söyleyebilmek mümkün.  Bir diğer göze çarpan husus ise Fatih Sultan Mehmet’in resmedilişi. Daha evvel 45 yaşındaki Kenan İmirzaloğlu’nun 19 yaşındaki Fatih’i oynadığını gören şahsım Cem Yiğit Üzümoğlu’nu görünce bir ‘’Oh!’’ çekti. Bu çok dikkat edilmesi gereken bir noktaydı çünkü. 19 yaşında tahta çıkan bir padişahı resmederken genç yüzler kullanılacak olması Fatih’in başardığı şeyin ciddiyetini bizlere daha iyi yansıtacaktır.

GENEL İTİBARİYLE

Dizi hakkında genel olarak kanaatim beklentilerin çok çok altında kaldığı yönündedir. Aslına bakılırsa buna alışmamız gerekir. Çünkü Netflix bir eğlence platformu ve genel izleyici kitlesinin beklentileri çok farklı. Bu yapımda derin, objektif tarihsel analizler beklemek yanlış olurmuş ki oldu da. Gerek tarihsel anlatım akışı gerek olayların vurgulanışı gerekse şahısların işlenişi tam manasıyla fiyaskoydu. Bu fiyaskoları birer örnek yardımıyla açıklayıp diziyi hala daha izlemeyenlerin hevesine bir hançer saplamayı ecdadıma borç bilirim 🙂

Fatih’in kişiliği… Dizinin daha 1. Bölümünde Manisa sancağındaki Fatih’i tahtı almak için entrikalar planlayan biri olarak göstermesi talihsiz bir başlangıç oldu. Akabinde çok aksi, yaramaz, hırçın ve bir o kadar da kibirli bir karakter çizmeleri gözlerimden kaçmadı. Dizi içerisinde Fatih’in çocukluğuna yapılan flashback’lerde lalası (Teacher) Çandarlı Halil Paşa tarafından kırbaçlandığını görüyoruz. Üstelik Osmanlı Devleti’nde hanedan üyelerinin kanlarının kutsal sayıldığı, ölümlerinin kan akmasın diye boğdurularak yapıldığı gerçeği gün gibi ortadayken.  Fatih’in bilge kişiliği, İstanbul’u aldıktan sonraki hoşgörüsü, Kostantin halkına kucak açması gibi imgelerin işlenmemesi dizi objektifliğine kanaatimce gölge düşürmüştür.

Kayıp karakterler… Bildiğiniz üzere İstanbul’un fethi ile bütünleşmiş birçok figür tanıyoruz. Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin, Bizans surlarına bayrağı diken Ulubatlı Hasan bunların başında gelen ve dizide sürekli gözlerimizin aradığı isimler. Yukarıda da vurguladığımız gibi asıl amaç tarihsel derinlik olmayınca böylesi önemli isimler kayıplara karışıyor. Dizide sürekli ‘’Teacher’’ olarak vurgulanan kişinin Akşemsettin yerine Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın olması Fatih Sultan Mehmet’i ‘’kendini öğretmenine ispat etmeye çalışan’’ bir pasif karakter konumuna sokuyor ve bu yaklaşımla da İstanbul’un Fatihini dizideki kayıp karakterler arasında sayabilmemiz pek tabii mümkün oluyor.

Olayların ele alınışı… Gözümü en çok tırmalayan detaylardan biri İstanbul’un askeri güç yerine bin bir türlü entrikalar yardımıyla alındığının lanse edilmesiydi. Dönemin en iyi siyasetçilerinden biri olan Fatih Sultan Mehmet’in savaşın gidişatını değiştirecek hamlelerinin aciziyet olarak yorumlanması tam manasıyla acizlik olmuş. Gemilerin günümüz Dolmabahçe-Kasımpaşa güzergâhından denize indirilmesi olayında Galata Bankerlerinin Bizans’a haber vermemesi ‘’Bizans’a yapılan bir ihanet var ve Fatih bu ihanet sayesinde savaşın gidişatını değiştirdi.’’ olarak vermek bu argümanımı destekleyen sahnelerden biriydi. Burada gerçekleşen bir ihanetten ziyade kartların doğru oynanması ve hükmetme kabiliyetidir. Doğru okumak gerekir. Şahi Toplarının bir türlü surları delememesi en sonunda da açılan o mukaddes gediğin gösterilememesi diziye eksi yazdığım anlardan biriydi. Sürekli dar açılardan sıkıldığımız bu dakikalarda insan ister istemez görsel bir şölen bekliyor ama ne yazık ki bu aradığımızı bulamıyoruz. Fetih 1453 filminde bu gösterimlerin çok daha başarılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Artık kuşatmanın son günlerine doğru yaklaşırken Ayasofya’nın tepesinde şimşekler çakması, sanki bir ruh çıkıyormuşçasına görsel efektlerin vurgulanması akabinde ise Fatih’in ‘’Allah kâfirleri terk etti.’’ diyerek hücum emri vermesi yine fiyasko diye nitelendirdiğim sahnelerdendi. Savunmanın düşmesi ardından Fatih’in şehre girmesini resmeden meşhur bir tablo vardır. Hepiniz bilirsiniz. Bildiğimiz kadarıyla Kostantin halkı Fatih’i Ayasofya içerisinde karşılıyor ve Fatih’in o meşhur konuşmasına orada mazhar oluyorlar. Lakin dizide bu konunun ele alışını da çok farklı. Fatih şehre girerken herkesin korkup diz çökmesi Fatih’e korku salan bir Padişah resmi çizmekten başka bir şey değildi. Bu sahneyi bir de Louis Feuillade’nin ‘’Agonie de Byzance’’ filminden izlemenizi tavsiye ederim. Karşılaştırmayı siz yapın.

Son olarak dizinin en önemli noktasına değinip yazımı bitirmek istiyorum. İtalyan lejyoner Giustiniani. Dizinin en önemli noktası çünkü dizinin başından sonuna kadar bu paralı askerin destansı savunması ele alınmış. Sosyal medyada en çok eleştirilen kısımlardan biri de bu olmuş zaten; ‘’Dizinin adı Osmanlı’nın Yükselişi değil Bizans’ın Düşüşü olmalıymış.’’ Çünkü sürekli bu işlenmiş dizide. Fatih’ten daha çok sahne alan bir paralı asker var karşımızda. Bu açıdan eleştirileri gayet yerinde buldum. Neden? Çünkü toplamda 54 gün süren bir kuşatmadan söz ediyoruz. Kuşatma savaşlarında 54 gün çok kısa bir süredir. Kaba bir hesapla 10 gün ordugâhın kurulması, geri kalan sürenin birçoğunun Fatih’in şehri hasarsız teslim alabilmek için ablukada tutması, surları top ateşleriyle dövmesi, yer yer yıpratma hücumları desek Giustiniani’nin destansı(!) savunmasını daha iyi analiz etmiş oluruz.

23 ordunun kuşatıp alamadığı peygamber müjdesine nail olmuş şehri 54 gün gibi kısa bir sürede fetheden ecdadımız Fatih Sultan Mehmet’in ruhu şad olsun.

‘’Surda bir gedik açtık
mukaddes mi mukaddes.
Ey kahpe rüzgâr
artık ne yandan esersen es.’’

                -Necip Fazıl Kısakürek

8 Pings & Trackbacks

  1. Pingback: cialis pills

  2. Pingback: viagra pills

  3. Pingback: cialis online

  4. Pingback: viagra online

  5. Pingback: cialis

  6. Pingback: viagra

  7. Pingback: buy cialis

  8. Pingback: 🐦Twitter Gündemi - 'Rise Of Empires: Ottoman' Dizisi Hakkında Atılmış 15 Tweet - Tek Tırnak

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.