Yağmur!

Yağmurlar yüklensin bulutalara, gözlerimiz nemlensin. Gönüllerimiz temizlensin sağanak yağmurda. Avare avare dolanmadan taş yığını yollarda… Yeşili kurutmada henüz… İstikamet kararmadan kirden pastan, yağmurlar yüklensin bulutlara. Gözlerimiz nemlensin, başkasının acısıyla keder bulsun yüreğimiz. Görebilmeyi ögrenelim başta, ardından anlamayı. Anlaşırız da elbet, yeter ki düşünebilelim. Parmaklarımız hep bir başkasına çevriliyken, bir gün, o ‘başkası’ da biz olalım. ‘Öteki’ kelimesini ayıralım önce cümlelerimizden. Sonra ‘öteki’ dediklerimize bakalım. Bakmak yetmez; görmeli, tanımalı… Tanımak için ögrenmek, öğrenmek içinse dinlemek lazım elbet. Dinlemek değil mi ki en az yaptığımız eylem belki de… Sonra mı? Şimdi cümleleri değiştirme zamanı… Mesela; hep en güzeli ve doğru olanı ‘ben’ , kötüyü ve yanlışı ‘sen’ ifade etmesin cümlelerimizde. Öznelerimiz değişsin. Sahi tek bir doğru olmayacağını da öğrenelim önce. Kolay değil elbet bu söylediklerim. ‘Başkasını’ anlamaya çalışmak ve ‘ötekinin’ acısı ağlamak ne büyük bir erdem oysa ki! Ağlamak zor belki, bari kötü söz sarfetmeyelim toprak olmuş bedenlere… Saygıyı önce ‘başkalarına’ sonra kendimize kaybediyoruz. İnsan, saygısını yitiriyor insanlığına. Aşağı çekmek istiyor, Allah’ın lutfettiği sıfatları… Evet insan(!) unutuyor kelime anlamını. Yüzlerimizi, sinelerimiz, kalplerimiz kararıyor ya Rab!

 

Paylaşmak

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.