Zaman ve Bekleyiş

Bazı şeyler için çok geç, bazı şeyler içinse çok erken sanırım hayatımda. Mutsuzluk nedir? Ben çok uzun bir süre mutsuz olduğumu düşünmüştüm. Değilmişim. Gerçekten üzgün ve mutsuz olduğunda her şey farklı oluyormuş. Kırgınlık, yorgunluk, bıkmışlık.. Her şey, tüm yaşanan duygular aslında seni bu “Mutsuz” hale getiriyormuş. Mutsuzluk sanılanın aksine anlık yaşanan bir durum değilmiş yani, tek bir olay karşısında anlık hissedilen ya da birkaç saat hissedilen bir hal değilmiş. Her türlü duygunun birikmesiymiş. Birçok şeye zamanın iyi geleceğini, hiç değilse bir nebze duygularımızı yatıştıracağını düşünüyoruz. Belki de bazıları için bu bekleyiş gerçekten işe yarıyordur. Ben de öyle olmadı, olmuyor da.

Belki de insan karakteri bunda fazlaca etkidir. Ben biraz inatçı bir insanım, sanırım bunu artık kabullenmeliyim. Nerede durmam gerektiğini bilemiyor ve sınırı geçiyorum. Çünkü bir defa inanınca sonuna kadar gidiyorum, hatta o son benim için asla son olmuyor. Yapabileceğim ne varsa hatta belki de fazlasıyla yapıyorum. Kırılıyor muyum, yıpranıyor muyum umurumda olmuyor. Çünkü inandım artık bir kere, olacak diyorum, olacak. Uğraşırsan, yeterince çaba gösterirsen yapılamayacak, olamayacak hiçbir şey yok. “Zafere giden yolda çekilen çile kutsaldır” diyorum. Lakin, bu sefer öyle olmadı. Kırıldım, yıprandım, sinirlendim, öyle öfkelendim ki gözüm karardı. Asla yapmam dediğim şeyler yaptım hem de bile isteye. Belki de kırdım, döktüm, incittim. Çünkü gözüm kararmıştı ve de kırılmıştım, öfkeliydim. Anlaşılmak istedim. Ne yazık ki anlaşılmadım. Anlaşılmadığım gibi aldığım cevap bir adet “GÜL” oldu. Gül deyince iyi bir şey zannetmeyin çünkü hayatımda tek bir “Gül”ün bu denli canımı yaktığı hiç olmamıştı. Evet belki de o son çizgisini bu olaydan sonra geçtim ben, inanmaya devam ederek. Öyle yürümüyormuş bu işler bu defa, anlayamamışım.

Gurur, gerçekten gerektiği yerde yapılmalı. Ben değer verirken kendimle alakalı o kadar açık kapı bırakıyormuşum ki, kendimi ne denli değersizleştirdiğimi fark edememişim. Arsız, yüzsüz bir hal almışım. Neden mi? Çünkü inanmıştım. İnanırsam, yeterli çabayı gösterirsem düzeltebileceğime inandım. Lakin kör olmuşum. Bir “ÇIT” sesi yükselmiş de ben duymamışım, o aynalar bölük pörçük olmuş da ben o kadar parça arasında gerçekleri görmeyi reddetmişim.

Kendime verdiğim zararı görmezden gelmişim. Çünkü umurumda değilmiş. Perde de sadece o “Değerli” kişi varmış. Kendimi o kadar görmezden gelmiş, paramparça etmişim ki artık kırılacak tek bir parçam kalmamış, un ufak olmuşum. En çok görmesi gereken kişi hariç herkes görmüş. Peki ben?

Ben mi? Artık fark etmiş olmanın hiçbir faydasının olmadığı o noktadayım. Derin bir mutsuzluk, zamanın yardımcı olamayacağı, çok derin izlerin kaldığı bir kişi. Zamanın sadece kabuk bağlatacağı yaraların izlerini taşıyorum. Ne yazık ki bir daha asla aynı kişi olamayacağım. Zaman ve bekleyiş bende sadece bazı şeylerin “zamansal” olarak geride kalmasına sebep olacak, o kadar.

Her zaman inandığımız ve olmasını istediğimiz şeyler için uğraş vermemiz gerektiğini söyleyen bir insan oldum. Bir şeyi istiyorsan geçen zamanın bir önemi yoktur derdim, yapabileceğin her şeyi yapmalısın elinde yapabileceğin hiçbir şey kalmayana kadar, ben elimden ne geliyorsa yaptım, hatta daha fazlasını yaptım, keşke şunu da yapsaydım dememek, pişman olmamak için, derdim.

Lakin her istediğimizin uğraş verilerek elde edilemeyeceğini çok acı bir yoldan öğrendim. İstediğimiz şeyin “Değeri” senin, benim düşündüğümüz gibi olmuyor. O verilen değeri, anlayabilmesi, verilen uğraşı hak etmesi gerekiyormuş.

Yani, İlhami Algör’ün “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” adlı eserinde dediği gibi bazen “Gidene güle güle denir canımın içi” demek gerekiyormuş. Henüz çok geç olmadan o “SON” noktasını geçmeden, sınırlarınızı zorlayıp kendinizi paramparça etmeden, kendinize geri dönülemez derin izler bırakmadan;

Olsa ne,

Olmasa ne!

Demek gerekiyormuş.

 

2 Yorum

  1. AvatarAnonim Cevap

    Ben değer verirken kendimle alakalı o kadar açık kapı bırakıyormuşum ki, kendimi ne denli değersizleştirdiğimi fark edememişim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.